19 Şubat 2016 Cuma

Gülen’in Haber Sızdıran Bir Ekibi Hâlâ Faaliyette

Kaynak Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmran Okumuş, “Herhalde (Fetullah Gülen’in) haber sızdıran bir ekibi hala faaliyette. Biz atanmadan önce 30 milyon lira Hollanda’ya kâr payı adı altında kaçırılan bir para var. Onun dışında haber almışlar, şirketlere alternatif şirketler kurmuşlar; 7 şirkete sadece Kaynak Holding bünyesinde diye kâr payı dağıtmışlar; okul, yurt ve şirket binalarını satışa çıkarmışlar" dedi.

Okumuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kaynak Holding’'e mahkeme tarafından 7 kişinin kayyum olarak atandığını anımsatarak, göreve geldiği ilk dönemde holdingde karşılaştığı yöneticiler için “bu kadar yalan söyleyen bir insan topluluğunu hayatımda görmedim” ifadelerini kullandı.

Söylediği her şeyin belgesi bulunduğuna dikkati çeken Okumuş, bu konudaki sorumluluğunun hukuken de manevi olarak da farkında olduğunu vurguladı.


Holding bünyesinde otomotiv dışında hemen her alanda faaliyet gösteren 58 şirket olduğunu anlatan Okumuş, incelemeler sırasında yayın ve enerji grubundaki farklı illerde bulunan bazı şirketlerin, kamudan iş alabilmek amacıyla Ankara’ya taşındığını tespit ettiklerini bildirdi. Holdinge bağlı Türkiye’nin birçok yerinde yayın evleri, gıda, tekstil ve ulaştırma sektörlerinde şirketler bulunduğunu ifade eden Okumuş, “Sadece otomobil üretilmiyor. Diğer her şey var. Her gün bir maske çıkartıyoruz. Şirket sayısı daha da artabilir” diye konuştu.

Şirketlerin sahibi yok

Okumuş, bu şirketlerin “sahibinin olmadığına” işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herhalde (Fetullah Gülen’in) haber sızdıran bir ekibi hala faaliyette. Biz atanmadan önce 30 milyon lira Hollanda’ya kâr payı adı altında kaçırılan bir para var. Onun dışında haber almışlar, şirketlere alternatif şirketler kurmuşlar; 7 şirkete sadece Kaynak Holding bünyesinde diye kar payı dağıtmışlar; okul, yurt ve şirket binalarını satışa çıkarmışlar. Mizan Eğitim Kurumu 11 Şubat'ta bize devroldu. Şirketin o dönemdeki yöneticilerini davet ettiğimde verdikleri bilgi, ‘Bu şirket zarar ediyordu, dershaneler kapanma noktasına geldiği için binayı satma kararı aldık. 20 milyon lira da teklif aldık’ şeklinde. Şirketin 1,4 milyon lira borcu varmış. Borçtan sonra kalan 18,6 milyon lirayı kim alacak? Şirketin kâğıt üzerindeki ortakları sermaye aktarmamış. O zaman bu paranın sahibi yok. Bu şirketler bu milletin şirketleridir.”
NT’nin Almanya ve Hollanda'da isim hakları devredilmiş

Okumuş, Holding bünyesinde sağlık sektöründe faaliyet gösteren bir şirket için mülk satışlarıyla ilgili görüşmelerin yapıldığını, hatta şirketin tüm hisselerinin satışıyla ilgili Japonya’da bir firmayla anlaşmaya varıldığını tespit ettiklerini bildirdi. Okumuş, “Biz atandık ve durdurduk bu satışı. Gerçek sahipleri yok bu şirketlerin, bunlar milletin şirketleri. Ortaklar Kurulu adı altında açıklama yapıyorlar. ‘Bu ortaklar kim, bunları tanımak istiyorum?’ diyorum, ses yok. Türkiye’de değillerse istedikleri yere de giderim” ifadelerini kullandı.

NT’nin şu anda 7 ülkede faaliyette bulunduğunu anlatan Okumuş, mahkeme kararıyla yönetime gelmeden önce NT’nin Almanya ve Hollanda’da isim hakkının devredildiğini kaydetti. Okumuş, “Kaçırdıkları birçok şey var. Bunları inceliyoruz” diye konuştu.

İngiltere'deki vakıflara 6 trilyon bağış var

Holding’in nakit akışlarını incelediklerini belirten Okumuş, şöyle devam etti:
“Gazeteciler ve Yazarlar Derneğine düzenli olarak aylık 100 bin lira bağışın yanı sıra Japonya ve İngiltere’de vakıflara bağış gibi 2015 yılında yaklaşık 6 trilyon lira bağış var. Yurt dışı ve Türkiye içinde bağışlar var. 2015 yılında İspanya’da sanal oyun için anlaşma yaparak 12 milyon lira göndermişler. Ama ortada oyun filan yok. Hiçbir şey yapılmamış. Samanyolu TV’ye geçen yıl sinema filmi anlaşması yapılmış; iki ayrı 5’er milyon liralık ödeme yapılmış ama ortada film de yok.”
Hiçbir iş yapmayan imamlar yüksek maaşlara bağlanmıştı

Kaynak Holding bünyesinde 5 binin üzerinde mavi yakalı olmak üzere 11 bin 300 kişinin çalıştığını kaydeden Okumuş, bunların çoğunun asgari ücretli olduklarını söyledi. İmran Okumuş, şunları kaydetti:
“Asgari ücretle çalıştırılan bu insanlardan servis ücreti olarak Avrupa yakası için 35 lira, Anadolu yakası için 55 lira para kesiliyor, gazetelere zorunlu abone yapılıyordu. Aynı yönetim geçen yıl şubat-mayıs arasında ‘tasarruf tedbirleri’ adı altında bir kararla bin 30 kişiyi işten çıkartıyor. Sonra aynı ekip, bu yönetim geçen yıl kasım ayı başlarında biz atanmadan bir hafta önce 19 yöneticisine 125’er bin lira ödeme yapıyor. Zarar eden, tasarruf için işçi çıkaran bir şirket nasıl prim ödeyebilir? Susturucu satın aldılar. Normal maaş verdiği bir genel müdüre bu primi neden veriyor? Bu insanlardan neyi gizlemeleri istendi? Sadece bir dava için 400 bin lira alan avukatlar var. 7 avukat, 1 milyon liranın üzerinde ücret almışlar.”
Gülen’in kardeşi iş yapmadığı halde 48 bin lira maaş alıyor

Holding bünyesinde birçok imamın hiçbir iş yapmadığı halde yüksek maaşlara bağlandığını belirten Okumuş, “Bu imamların tamamının iş akdini feshettik. Göreve geldiğimiz ilk gün genel müdürlerin istifasını aldık. Gülen’in İzmir’de yaşayan kardeşi Mesih Gülen hiçbir iş yapmadığı halde danışman olarak aylık 48 bin lira, yeğeni Kubbettin Gülen ise aynı görev için 6 bin 900 lira ücret alıyordu. İşlerine son verdik. Toplam 355 kişiydi, birçoğu kendisi istifa etti, birçoğu yurtdışına kaçtı. O an belirlediğimiz 182 tanesinin iş akdini feshettik. Genel müdürlerin ortalama brüt maaşları 9 bin 600 liraydı. 700 bin lira gibi bir rakam toplam. Bunlar hiçbir iş yapmayan insanlar, sadece onlara hizmet etmiş ‘abi’ konumunda kişiler” değerlendirmesinde bulundu.

Yöneticilerin başarısız olmasını istemişler

İmran Okumuş, personel alımlarının ve iş ilişkilerinin Paralel Devlet Yapılanması’nın talebi doğrultusunda gerçekleştirildiğini vurgulayarak, şunları söyledi:
“Kendi ağlarını örmüşler. Sadece duvarlar yok. Maske kullanmışlar. Bu maskeleri bir bir söküyoruz. Ticarethane değil 'insanhane'. Yöneticilerin başarısız olmasını istemişler. ‘NT’den alışveriş yapmayın, Sürat ile çalışmayın, Nüans Turizm ile seyahat etmeyin’ şeklinde konuşmuşlar. Sızıntı dergisinin abone sayısı 2014 yılında 721 bin, 2015 yılında 520 binken 2016 yılında ise sıfır. Bu abonelik değildi, havuzda toplanan para. Sızıntı dergisi bu örgütün ‘himmet toplama aracı’ olmuş. Demek ki talimat geldi ‘abone olmayın’ diye, abone olmadılar.”

18 Şubat 2016 Perşembe

Öğretmen Olamayanı Doçent Yaptılar

FETÖ/PDY konusunda soruşturma yürüten Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) büyük bir skandalı ortaya çıkardı. 2010 KPSS’de kopya çeken ve öğretmen olamayan FETÖ/PDY üyelerinden 100 kişinin, üniversitelere ve çeşitli idari kadrolarına doçent, memur ve uzman olarak yerleştirildiği tespit edildi.

2010 Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) Eğitim Bilimleri Sınavı’nda kopya çekerek tam puan alan 3 bin 227 kişinin, sınavın kısmen iptal edilmesiyle öğretmenlik hayallerinin suya düşmesi üzerine paralel yapının, yeni bir kurguyu devreye soktuğu tespit edildi.

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının, (FETÖ/PDY) öğretmen yapamadığı 100 örgüt üyesini çeşitli üniversitelere uzman, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, hatta FETÖ/PDY üniversitelerinden hızlı bir şekilde doktora almalarını sağlayarak yardımcı doçent olarak yerleştirdiği bildirildi.

YÖK ortaya çıkardı

Skandal, FETÖ/PDY konusunda soruşturma yürüten Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) tarafından ortaya çıkartıldı. Üniversitelere daha önceden atanan FETÖ/PDY’ye yakın rektörlerin genelde hukuki kılıflar uydurarak yapmış olduğu eleman alımlarındaki usulsüzlükleri araştıran YÖK, ilginç bir sonuçla karşılaştı. FETÖ/PDY, 2010 KPSS sınavında öğretmen olabilmeleri için çaldığı soruları sızdırdığı elemanlarını, bu amaç gerçekleşmeyince kimsenin aklına gelmeyecek başka kurumlara yerleştirme tedbiri kapsamında üniversitelere eleman olarak yerleştirmeye başladı. YÖK bünyesinde yapılan araştırma, söz konusu sınavda kopya çeken FETÖ üyelerinden 100 tanesinin çeşitli üniversitelere yerleştirildiğini ortaya çıkardı. Bu çerçevede üniversitelere 8 yardımcı doçent, 22 öğretim görevlisi, 27 araştırma görevlisi, 5 okutman ile memur ve uzmanlar olmak üzere 100 kişiyi devlet ve vakıf üniversitelerine yerleştirdi.

FETÖ/PDY’ye yakın olarak bilinen üniversiteler

Ülkemizde 193 üniversite bulunuyor ve bunlardan 109’u devlet, 76’sı vakıf, 8’i ise vakıf Meslek Yüksek Okulu olarak faaliyet gösteriyor. Kopya olayına adı karışan ve vakıf üniversitelerinde istihdam edilenlerin tamamının ise FETÖ/PDY’ye yakın olarak bilinen üniversitelerde işe alınması dikkat çekiyor.

2010 KPSS soruşturmasına bakan Savcı Yücel Erkman tarafından hazırlanan iddianame, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, çalınan soruların dağıtıldığı Turgut Özal Üniversitesinin öğretmen olamayarak mağdur olan FETÖ/PDY yandaşlarına sahip çıkıp 9 kişiyi işe başlatması dikkat çekiyor.

Soruşturma kapsamında, devlet üniversitelerine yerleşen kişilerin de FETÖ/PDY’ye yakınlıkları bilinen rektörlerin bulunduğu üniversitelere yerleştirilmiş olması, kopya olayına karışanların FETÖ/PDY üyesi olma yönündeki delillerini güçlendirdi. FETÖ/PDY üyelerinin Çanakkale 18 Mart, Dicle, Gazi, Çukurova, İnönü, İstanbul Medeniyet, Selçuk, Süleyman Demirel ve Yıldız Teknik üniversitelerinde yoğunlaştığı görüldü. Bu sayede öğretmen olarak atanma hedeflerine ulaşamayan elemanların örgüt içi dayanışma ile farklı şekilde sahiplenilmeleri ve istihdam edilmiş olmaları Savcı Yücel Erkman’ın elini daha da güçlendiren bir unsur olarak ortaya çıktı.

Kopyacı karı-koca öğretim görevlisi

2010 KPSS’de çalınan sorularla üniversitelere yerleştirilen FETÖ/PDY üyeleri ile ilgili bilgiler şöyle: S.G. Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’ne yerleşirken eşi F.G. ise Yıldız Teknik Üniversitesi Türkçe Eğitim Bölümü’ne yerleşmiş. Aile boyu çözüm üreten FETÖ/PDY, M.Y. ve G.Y.’yi ise Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’na vergi ve muhasebe uygulamaları bölümüne öğretim görevlisi olarak atayıvermiş. S.Ş. Dokuz Eylül Üniversitesine memur olarak atanırken eşi M.Ş. Şifa Üniversitesinde işe başlatılmış. E.Ö. ve A.Ö. ise İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne yerleştirilen şanslı çiftlerden.

17 Şubat 2016 Çarşamba

FETÖ/PDY Okullarına ABD’de Soruşturma Talebi

ABD’de Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilişkili okullarla ilgili süreçleri takip eden Amsterdam&Partners hukuk firması, bir basın bildirisi ile Kaliforniya’da yeni bir adım attığını açıkladı.

Basın bildirisinde, Gülen ile bağlantılı olduğu iddia edilen ve Kaliforniya’da 11 okulla sözleşmeli (charter) okul statüsünde faaliyet gösteren “Magnolia Okulları” hakkında, bu okulların finansal açıdan incelenmesi için Kaliforniya Eğitim Bakanlığına başvuruda bulunulduğu belirtildi.

Başvurunun Dr. Jose Moreno ve Tina Andres adlı iki ABD vatandaşı adına yapıldığı kaydedilen bildiride, bu okulların finansal pratiklerinin eğitim bakanlığı tarafından detaylı bir şekilde incelenmesi ve Magnolia Okulları’nın bu bölgede her biri milyonlarca dolara mal olacak yeni okul başvurularının hassas bir şekilde ele alınması gerektiği ifade edildi.

Amsterdam&Partners hukuk firmasının başkanı Robert Amsterdam, AA muhabirine. “ABD’de Gülen bağlantılı okullarla ilgili kapsamlı bir çalışma yapıyoruz. Önümüzdeki ay tamamlanmasını umduğumuz bu çalışmanın sonuçlarının hem Türk hem de Amerikan kamuoyunda şok etkisi yapacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yakın zamanda Magnolia Okulları, Kaliforniya’nın Fremont bölgesinde yeni bir okul açmak için başvuruda bulunmuş; ancak söz konusu eğitim bölgesi kurulu, başvurunun reddedilmesini talep etmişti.

ABD’de Gülen bağlantılı okullarla ilgili başlatılan soruşturmalar Haziran 2014’e kadar gidiyor. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), 04 Haziran 2014’te 3 eyalette bulunan ve Gülen bağlantılı okulları yöneten şirketlerden biri olduğu kaydedilen “Concept Schools” adlı kuruma yönelik soruşturma başlatmıştı.

Ohio, Indiana ve Illionis’te bulanan 19 okula yönelik “beyaz yakalı suç soruşturması”nın devam ettiği, soruşturma kapsamında okulların bağlı bulunduğu Concept Schools şirketinin birçok evrakına el konulduğu belirtilmişti. FBI soruşturması, (E-Rate adlı eğitim teknolojileri programı kapsamında) Concept Schools’un kendisiyle ilişkili kişi ve kurumlardan hizmet alarak rekabet kurallarını ihlal ettiği şüphesi etrafında yürütülüyor.

Geçen yılın aralık ayında yine Amsterdam&Partners hukuk firması başkanı Robert Amsterdam, Washington’da düzenlediği basın toplantısında, Gülen bağlantılı charter okullarıyla ilgili olarak, “Kuşkulu şekilde alınan H1-B vizeleriyle öğretmenlerin gelirlerinin belirli bir kısmına el konulmasına bakıldığında, insan ticareti kurbanlarını koruma kanununun, diğer bir ifadesiyle insan kaçakçılığı kanunun ihlal edildiğini göreceksiniz” diye konuşmuştu.

Ülke genelinde ise 26 eyalette FETÖ/PDY’ye bağlı 140 civarında okulun faaliyet gösterdiği biliniyor.

Kaynak: Yeni Şafak (http://www.yenisafak.com/dunya/kaliforniyada-fetoye-darbe-2416720)

16 Şubat 2016 Salı

Soru Hırsızlarına Kötü Haber

FETÖ/PDY’nin son iki yılda 19 sınavda soruları çaldığı ve kendi mensuplarına verdiği ortaya çıktı. Sınavlara giren FETÖ/PDY elemanı 4 bin 521 şüpheli hakkında soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014 yılından bu yana toplam 19 sınavda, soru hırsızlığı ve manipülasyon yaptıkları tespit edilen 4 bin 521 FETÖ/PDY mensubu hakkında işlem yapıldı. Böylece FETÖ/PDY’nin eğitim alanındaki örgütlenmesine büyük bir darbe vuruldu.

Örgüt elemanları deşifre oldu

17-25 Aralık darbe girişimiyle deşifre olan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) eğitim alanındaki örgütlenmesi de çökertildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında:

- 2010 yılı KPSS ve KPSS Genel Yetenek Genel Kültür Sınavında 3 bin 184 kişi,
- 2012 yılı Adli Yargı Hâkim ve Savcılık Sınavı sorularını sızdıran 67 kişi,
- 2009 yılı Polis Koleji Sınav sorularını çalan ve bu kapsamda sınava giren 907 kişi,
- 2012 Polis Akademisi Sınavında örgüt adına soruları çalan 363 kişi hakkında yasal işlem yapıldı. 

Savcılık yürüttüğü titiz çalışmalarla HTS kayıtları başta olmak üzere birçok detayı mercek altına alarak örgüt elemanlarını deşifre etti.

Cevapları ezberletmişler

17 Aralık 2013 darbe teşebbüsü sonrası KPSS sorularına dair işlemlerin yapıldığı bilgisayarlarda geriye döndürülemez şekilde silme işlemi yapıldığı belirlenmişti. Bunun üzerine başlatılan soruşturmalarda 19 ayrı sınavda usulsüzlük yapıldığı saptandı. Son olarak komiser yardımcılığı sınavı ile ilgili yapılan 13 ayrı ihbar üzerine 2005 ile 2013 yıllarındaki sınavlar mercek altına alındı. Yine 2011 yılı Adalet Bakanlığı Yazı İşleri Müdürlüğü Sınavı, 2012 Astsubaylık Sınavı, 2010 yılı Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Yardımcılığı Sınavında soruların FETÖ/PDY’nin eğitim imamları tarafından sınav öncesinde elde edildiği ve sınava sokulan örgüt mensuplarına tek tek ezberletildiği saptandı.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Gülen Hakkındaki Yakalama Kararı Sayısı 23’e Çıktı

Türkiye genelinde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) yönelik yürütülen soruşturma ve açılan davalarda, örgüt lideri Gülen hakkındaki yakalama kararlarının sayısı 23’e çıkarken, bu kararlardan 3’ü çeşitli mahkemelerce gıyabında tutuklama kararına çevrildi.

FETÖ/PDY’ye yönelik ülke genelinde cumhuriyet başsavcılıklarınca başlatılan soruşturmalar sürerken başta İstanbul olmak üzere Ankara, Bursa, Uşak, Manisa, İzmir, Kocaeli ve Afyonkarahisar illerinde yürütülen soruşturmalarda Gülen hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçları kapsamında bugüne kadar toplam 23 yakalama kararı verildi.


Gülen hakkındaki ilk yakalama kararı, geçtiğimiz yıl İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen “Tahşiye Kumpası” soruşturması kapsamında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince verilmişti. Gülen, toplam 23 yakalama kararı sebebiyle görüldüğü yerde gözaltına alınarak kararların alındığı mahkemelere çıkartılacak.

Gülen hakkındaki yakalama kararlarından 3’ü ise geçtiğimiz aylarda gıyabında tutuklama kararına çevrildi. İstanbul 13 ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen “'25 Aralık darbeye teşebbüs”, “Selam Tevhid’de kumpas” ve “Tahşiyecilere Kumpas” davaları kapsamında, “kaçak olması, kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren ve saklanacağı şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, suçların vasıf ve mahiyetiyle adli kontrol tedbiri kararının yetersiz kalması” gerekçeleriyle Fetullah Gülen hakkındaki yakalama kararları kaldırılarak, gıyabında tutuklanma kararına çevrildi.

Ülke genelinde yürütülen 20 ayrı soruşturma kapsamında ise ifadeye gelmeyen Gülen için Sulh Ceza Hâkimliklerince ayrı ayrı yakalama kararı çıkarıldı.

12 Şubat 2016 Cuma

Casusluk ve Yasa Dışı Dinleme Davası İddianamesinden: Gülen Papa Ortaklığı

Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da yargılandığı Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) “casusluk ve yasa dışı dinleme” davasının ilk duruşması 15 Şubat’ta yapılacak. İddianamede Fethullah Gülen hakkında çarpıcı tespitler var. Gülen’in, Müslümanlarının ruhani liderliğine soyunduğu ve Papa ile siyasi birliktelik oluşturup Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin idaresinin üç dinin temsilcisine verilmesi gibi BM’ye önerge verebilecek seviyede dini ve siyasi argümanlar organize ettiğine dikkat çekiliyor.
Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da aralarında bulunduğu 23’ü tutuklu 143 polisin yargılandığı “casusluk ve yasa dışı dinleme” davasında, tüm sanıkların “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, sanık Yılmazer hakkında ayrıca:

- silahlı örgüt kurmak veya yönetmek,
- resmi belgede sahtecilik,
- iftira,
- görevi kötüye kullanma,
- haberleşmenin gizliliğini ihlal,
- kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması,
- özel hayatın gizliliğini ihlal,
- kişisel verilerin kaydedilmesi,
- verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme,
- kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri yok etmeme

suçlarından bin 924 yıla kadar, Demirhan hakkında da aynı suçlardan 5 bin 735 yıla kadar hapis cezası talep edildi.


Dünya çapında istihbarat örgütü

FETÖ/PDY’nin anlatıldığı iddianamede, örgütün, elinde bulundurduğu tüm kurum ve kuruluşların sayısı ve büyüklüğü, ulaştığı mali güç ve topladığı para göz önüne alındığında dünya çapında bir istihbarat örgütü haline geldiği, Türkiye Cumhuriyeti Devletine gizli, örtülü ve açıktan savaş ilan ettiği, devletin kurum ve kuruluşlarıyla mücadeleye giriştiği ve elinde bulundurduğu medya gücüyle psikolojik harp taktik ve tekniklerini uyguladığının anlaşıldığı belirtildi.

Papa ile siyasi birliktelik oluşturdu

İddianamede örgüt lideri Fetullah Gülen ve örgüt hakkında şu değerlendirmede bulunuldu: “Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını teşhis etmiş; bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir. Dünya siyasetine şekil vermeye çalıştıkları, örgüt liderinin kendisini dünya imamı olarak gördüğü, dünya Müslümanlarının ruhani liderliğine soyunduğu, Hristiyan âleminin ruhani lideri olan Papa ile siyasi birliktelik oluşturup Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin idaresinin dahi üç dinin temsilcisine verilmesi gibi BM’ye önerge verebilecek seviyede dünya çapında dini ve siyasi argümanlar organize etmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı paralel yapılanma teşkil ettirdikleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel siyasetlerine aykırı siyaset geliştirip uygulamaya koymaya çalıştıkları göz önüne alındığında Paralel Devlet Yapılanmasının gücü ve boyutları daha iyi anlaşılacaktır.”

Fethullah Gülen 1998 yılında Vatikan’a giderek Papa 2. Jean Poul ile baş başa görüşmüştü. Gülen’in bu görüşmede Papa’ya sunduğu mektupta geçen, “Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” ifadeleri dikkat çekmişti ve çok tartışılmıştı.
Tüm yasa dışı dinlemeler arşivinde

Örgüt lideri Gülen’in arşivinden de bahsedilen iddianamede, “Gülen’in sahip olduğu arşivde örgütün yasa dışı adli ve önleme dinlemeleri, kendine ait gelişmiş cihazlarla yaptığı teknik takip, telefon ve ortam dinleme kayıtları, kamu personeline yönelik fişlemeler ve örgütle teması olan öğrencilerin ve ailelerinin bilgileri bulunmaktadır. Kamu kurumlarında çalışan örgüt mensuplarının bilgileri de örgüt tarafından güncel olarak arşivlenmektedir” ifadelerine yer verildi.


Müşteki ve mağdurlar özenle seçildi

FETÖ/PDY şüphelilerinin 2008’den 2013’e kadar kesintisiz bir biçimde hukuksuz eylemlerini sürdürdükleri ve yasa dışı örgütlenme oluşturup suç işlemek amacıyla bir araya geldikleri belirtilen iddianamede, devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında görevlerinin sağladığı nüfuz ve güçle, yasal yetkilerini görev gereklerine aykırı kullanarak, amaçlarına ulaşmak için toplumda ve kamuoyunda tanınan belirli ekonomik güce sahip kişileri, basın ve siyaset alanında belirli konumu olan, devlet bürokrasisi içerisindeki kişileri ve belirli dini toplulukların ileri gelenlerini terör ve organize suç örgütleriyle ilişkilendirdikleri ifade edildi.

Mağdur ve müştekilerin kullandığı telefon hatları, cihazlarıyla ilgili önleme dinlemesi faaliyetlerinin örgütsel bir amaç için gerçekleştirildiği ve bu şekilde elde edilen bilgi ve kayıtların örgütsel bir amaç için kullanıldığı kaydedilen iddianamede, şüphelilerin idari yönden yapmış oldukları bu usulsüzlük ve aykırılıkların Türk Ceza Kanunu’ndaki karşılıklarına da yer verildi. İddianamede, “PDY şüphelilerinin amaçlarına ulaşmak için araç suçları kesintisiz ve sürekli bir şekilde toplumun tüm katmanlarına karşı işledikleri anlaşılmıştır” denildi.

Çok sayıda ünlü isim dinlendi

Emekli Orgeneral Edip Başer, eski MHP Milletvekili Ümit Özdağ, Gençlerbirliği Spor Kulübü Başkanı İlhan Cavcav, öldürülen iş adamı Üzeyir Garih’in kızı Dalia Garih, iş kadını Leyla Alaton, eski manken Deniz Akkaya, oyuncu Peker Açıkalın ile gazeteciler Hüsnü Mahalli, Müge Anlı ve Oray Eğin’in de aralarında bulunduğu 57 kişinin “mağdur” olarak yer aldığı iddianamede, iş adamları Aydın Doğan, Mehmet Ali Yalçındağ, İnan Kıraç, Adnan Polat, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, eski MHP Milletvekili Özcan Yeniçeri, AK Parti Milletvekili Metin Külünk, eski TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, eski emniyet müdürleri Emin Arslan, Sabri Uzun ve Hanefi Avcı, gazeteciler Fatih Altaylı, Ali Eyüboğlu, İbrahim Karagül, Fikret Bila ve Ahu Özyurt ile yazar Kadir Mısıroğlu’nun da aralarında bulunduğu 209 kişi ise “müşteki” sıfatıyla bulunuyor.

Müebbet hapis isteniyor

İddianamede, soruşturma kapsamında tutuklu bulunan eski emniyet müdürleri Erol Demirhan ve Ali Fuat Yılmazer’in de aralarında olduğu tüm sanıklar hakkında “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede, diğer 141 sanığın “resmi belgede sahtecilik, iftira, görevi kötüye kullanma, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” gibi suçlardan 35 yıldan 878 yıla kadar hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Okan Özsoy tarafından yürütülen “casusluk ve yasa dışı dinleme” soruşturması kapsamında ilk operasyon 22 Temmuz 2014’te gerçekleştirildi.

Aralarında Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da bulunduğu 18 şüpheli tutuklandı, bazıları ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Soruşturma kapsamında, ikinci operasyon Kasım 2014’te Tekirdağ ve Edirne İstihbarat Şube Müdürlüklerindeki yasa dışı dinlemelerle ilgili yapıldı. Operasyon kapsamında aralarında eski istihbarat şube müdürlerinin de bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

Savcı Özsoy’un, 26 Ekim 2015’te tamamladığı soruşturma sonucunda aralarında eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Erol Demirhan’ın da bulunduğu 143 polis hakkında hazırladığı 721 sayfalık iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Savcı Özsoy, aralarında FETÖ/PDY’nin örgüt lideri Fetullah Gülen ile örgütün yöneticisi olduğu iddia edilen bazı sivillerin de bulunduğu 31 şüpheli hakkındaki dosyayı ayırarak, FETÖ/PDY’nin ana soruşturmasının yapıldığı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Okan Özsoy tarafından hazırlanan iddianamede, soruşturmanın, İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından İstanbul, Tekirdağ ve Edirne Emniyet Müdürlükleri bünyesinde bulunan istihbarat şube müdürlüklerinde telekomünikasyon yoluyla yapılan önleyici istihbarat faaliyetleri ile ilgili iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde tespit edilen usulsüzlükler ve konusu suç teşkil eden eylemler hakkında çok sayıda tevdi raporu tanzim edilip gönderilmesi üzerine başlatıldığı belirtildi.

Soruşturma akabinde şüphelilerin çok sayıda kurum, kuruluş ve kişilere karşı hukuk dışı gizli ve açık, yönetmelik, genelge ve tamimlerde yeri olmayan çok sayıda değişik usul ve yöntemler geliştirerek, bu hukuk dışı usulsüz yöntem ve usulleri sırası ile hedef şahıslara uyguladıklarının anlaşıldığının tespit edildiği kaydedilen iddianame, İstanbul, Tekirdağ ve Edirne Emniyet Müdürlükleri bünyesinde bulunan istihbarat şube müdürlüklerinde telekomünikasyon yoluyla yapılan önleyici istihbarat faaliyetleriyle ilgili iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinde belirlenen usulsüzlükler ve suç teşkil eden eylemlere yer verildi.

10 Şubat 2016 Çarşamba

300 Hastane Çalışanına “Paralel” Kıyım

Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) FETÖ/PDY hastanelerine yönelik operasyonunun ardından hastanelerde kıyımlar başladı. Finans ayağı kurutulan yapıya bağlı olan Turgut Özal Hastanesi, 10 günde 300 çalışanını işten çıkardı.

SGK’nın finans kaynağını kestiği FETÖ/PDY bağlantılı Turgut Özal Hastanesi krize girdi. SGK’ya bağlı faaliyet yürütürken devletten aldığı parayı FETÖ/PDY’ye himmet olarak aktardığının tespit edilmesinin ardından devletle bağı kesilen hastane, 300 personelini kanunlara aykırı olarak kapı dışarı etti. “9 yıllık işimden 1 saatte atıldım” diyen Behiye Kocaoğlu, “Başhekim yardımcısı ‘AKP'ye oy vermeyecektiniz, oy verdiyseniz sonuçlarına da katlanacaksınız’ dedi” diye konuştu.

Mesai dışında işten çıkardılar

FETÖ/PDY’ye finansal destek sağladığı tespit edildikten sonra 1 Ocak’ta SGK ile anlaşması feshedilen Paralel Hastanenin çalışanları kış günü ortada kaldı. Söz konusu Hastanenin Beştepe şubesinde yıllardır ameliyathane hemşiresi olarak çalıştığını belirten Hatice Almaz, “Mesai bittikten 1-2 saat sonra sorumlu hemşire aradı. Cumartesi toplantı olduğunu ve muhakkak katılmamız gerektiğini söyledi. Oraya gidene kadar işten çıkarıldığımızı bilmiyorduk. ‘İş akdiniz bitirilmiştir, gelin kâğıtlarınızı imzalayın’ dediler. Bizi 50’şer kişi olarak dört odada topladılar işten çıkarıldığımıza dair kâğıt imzalattılar. 30 gün önceden haber verilmesi ve ihbar süremizin beklenmesi gerekiyordu. Kanunlara aykırı olarak bizi işten çıkardılar” dedi. 

Hastane yönetiminin Paralel Yapıyla ilişkisi olmayanları işten çıkardığını iddia eden Almaz, “İşten çıkarılan 300 kişi kendileriyle bağlantısı olmayanlar. İlk gözden çıkardıkları kendilerinden olmayanlar oldu” şeklinde konuştu. Haklarını sonuna kadar arayacaklarını belirten Almaz, “Başhekim yardımcısı Bünyamin Muslu bize küçülmeye gittiklerini ve SGK anlaşmayı feshettiği için böyle bir karar aldıklarını söyledi; ancak çıkarmalar olmadan hastaneden ilk istifa edenler yöneticiler oldu. Yine 15-20 yıllık hemşireler de çıkarmaları protesto için işten ayrıldı. Demetevler ve Çankaya’daki şubeleri kapatacaklarını, buradaki işten çıkarmaların ikinci ve üçüncü dalgalarının da olacağını söylediler. Ben hasta anneme ve okuyan kardeşime bakıyordum, ortada kaldık” diye konuştu.

AKP’ye oy vermeyecektin!

İşten çıkarıldığını telefonda öğrendiğini belirten ameliyathane teknisyeni Behiye Kocaoğlu, “9 yıldır burada çalışıyordum. Onca yıl emek verdim ancak şehir dışındayken işten çıkarıldım” şeklinde konuştu. Kocaoğlu, “Çıkarıldığımı öğrendiğimde hastaneye gittim, başhekim yardımcısı bana ‘AKP’ye oy vermeyecektin, onların yüzünden bu haldeyiz. Al işte sonuçlarına da katlanacaksın’ dedi. Ben de yine seçim olsa yine veririm. Siyasi özgürlük hakkım var, bunu kısıtlayamazsınız. Beni ideolojimle değil, çalışma potansiyelimle değerlendirin dedim. İşimi çok iyi yapan biriydim, şu anda şaşkın ve çaresiziz, kış günü ortada kaldık. İhbar süresi dolmadan işten çıkarıldığımız için 40 günlük tazminat hakkımız var ancak sorumlu hemşire onun da ödenmeyeceğini söyledi” ifadelerini kullandı.

İşsizlik maaşı yandı

Haklarını hukuk yoluyla arayacaklarını söyleyen Kocaoğlu ve Almaz, Anayasa’ya göre siyasi görüşleri nedeniyle işten çıkarmanın suç olduğunu hatırlatarak, 30 iş gününden önce İş-Kur ve Çalışma Bakanlığına bildirilmediği için işsizlik maaşı da alamayacaklarını ifade etti.

FETÖ/PDY İtirafı

Kocaoğlu, “29 Mayıs Hastanesinin devlete geçmesinden sonra, 2-3 yıl önce Turgut Özal’ın da devlet hastanesi olmasının iyi olacağını söylemiştim. Sorumlu idareci bana, ‘Sen deli misin! Nasıl devletin olur. Buranın geliri cemaate gidiyor. Caminin içi dururken dışına hayır olmaz’ dedi” diye konuştu.